Yazı Detayı
08 Mart 2021 - Pazartesi 16:05
 
Umutsuzlukla Nasıl Başa Çıkabiliriz
Gülşah Özgül
Beden Eğitimi Öğretmeni / Basketbol Antrenörü
 
 

Hayatımıza ve geçmişimize bir göz gezdirecek olursak hayatımızın en zengin anları hangi zamanlardı? 2. Dünya savaşı sırasında toplama kamplarından kurtulan ya da yaşadıkları o fiziksel tehlikelerin dışında hayatta kalmayı başaran insanlar, yaşadıkları o zor zamanların ortasında, ormandaki bir kuşun ötüşünü duymak, bir ekmek kabuğunu bir dost ile paylaşmak, zor bir işi tamamlamak gibi basit olaylar olduğunu söylerler. Demek ki yüksek yoğunlukta üst düzey bir yaşantımız olması bizzat bizim sağladığımız bir şeydir. Yani en iyi zamanların aktörleri koşullar değil bizlerizdir. Tabi ki bu tür yaşantıların yaşandığı o anın hoşa gitmeyeceği doğrudur. Ama bu hoş olmayan yaşantının sürecin sonunda neye dönüşeceği bizim verdiğimiz tepkilere bağlıdır.

 

Belki de en büyük hatayı sorunlarımızın olmaması gerektiğini düşünerek yapıyoruzdur. Ya da asıl hata acı çekme yöntemimizdedir. Soru şu; Hayat olduğumuzdan daha iyi biri olmak için önümüze engeller mi çıkarır, yoksa fırsatlar mı? Bu sorunun cevabı yaklaşım şeklimize bağlıdır. Bir ‘’ZEN’’ öğretisinde söylendiği gibi bütün mesele kapının menteşesinin nasıl takıldığı ile ilgilidir. Kapı isterseniz o tarafa açılır, isterseniz bu tarafa. Her birimize kendimizi gerçekleştirmek için binlerce fırsat gelir ama tüm o fırsatlar bizi zorlayacak binlerce durum ve engel şeklinde karşımıza çıkar. Bizler duanın güçlerinin denetimimizin dışında olduğunun farkında olmalıyız. Mesela görünüşümüz, ne kadar uzun ya da kısa olduğumuza karar veremeyiz. Ne anne babamızı ne de doğacağımız zamanı seçebiliriz. Veya yaşadığımız zamanda bir savaş ya da bunalım olup olmamasına karar veremeyiz. Genetik kodumuz, yerçekimi, havadaki polenler, içinde yaşadığımız tarihsel dönem ve bunlar gibi sayamadığımız başka durumlar yaşantılarımızı belirler. Ama her ne olursa olsun hissettiklerimizi biz belirleriz.

 

Kabul etmemiz gereken gerçek belki de şudur; Acıların, sorunların, hayatın doğal uzantıları olduğunu ve onlar olmadan öğrenemeyeceğimizi, dönüşemeyeceğimizi bilmek. Toggar der ki; ‘’Bir çocuğun yürümeyi öğrenirken düştüğünde canını acıtan şey ile, ona yürümeyi öğreten şey aynı şeydir. Toprağın sertliği.’’ Toprak sert olmasaydı düştüğümüzde canımız acımazdı belki ama o yumuşak toprakta ne yürümeyi öğrenebilirdik ne de eklemlerimiz kas ve kemik yapımız bu kadar güçlü olabilirdi. Bu evrenin güçleri üzerinde çoğunlukla bir denetimimiz yok fakat kendi yaşamlarımız, düşüncelerimiz ve duygularımız üzerinde bir denetimimiz olabilir. Mutluluk daha iyi bir Dünya ve daha iyi insan olabilmek için evrenin bu büyük güçleri üzerinde uyguladığımız kontrole dayanmaz. İç uyumumuza dayanır. Birliğe dayanır. Önemli olan başımıza gelenlerin değil ama yaşantımızın denetimini ellerimizde tutmak, krizlerin ve zorluklarında hayatımızın anlamının bir parçası olduğunu fark etmektir.

 

‘’Rüzgârı değiştiremeyiz ama yönümüzü kendimiz tayin edebiliriz.’’ Biz bu dünyadaki güzellikten ya da çirkinlikten farklı bir şey değiliz. Ayrışmanın da birliğinde bir parçasıyız. İçinde yaşadığımız dünyanın kendisiyiz. Bu sebeple biraz daha bir hissetmeye ve bir olmaya ihtiyacımız var. Yaşadığımız olayların ötesinde daha büyük bir amacın parçası olacağımızı hissettiğimiz daha güzel ve sağlıklı günlere doğru yelken açmamız dileğiyle…

 
Etiketler: Umutsuzlukla, Nasıl, Başa, Çıkabiliriz,
Yorumlar
Haber Yazılımı